Skip Navigation Links
Türkçe » Makale : Ey Kürt milleti dostlarını tanı – M. Ali Birand (II)
 
2009-12-26 05:15
Ey Kürt milleti dostlarını tanı – M. Ali Birand (II)
Mewla Benavî
benavime@hotmail.com
Türk devleti Abdullah Öcalan üzerinden ve onun aracılığı ile, Kürt milletine karşı sürdürdüğü savaşı, silahsız olarak ta devam etmek istiyor. Gerek M. Ali Birand ve gerekse diğer bazı yazar ve gazetecilerin yapmaya çalıştığı; bu politikayı hakim kılma çabasıdır. Türk devleti Abdullah Öcalan’ı Kürtlere karşı, Kürt’ler adına meydana sürerek, Kürt’leri 30 yıl krımdan geçirdi. Yapabileceklerinin çok fazlasını yaptılar. Şimdi siyasi-legal planda Abdullah Öcalan’ı Kürt milliyeçilerinin lideri olarak meydan’da tutmaya çalışıyorlar.

M. Ali Birand 23 Aralık 2009 tarihli yazısında şöyle yazıyor:

- Öcalan, Kürt milliyetçiler cephesinin kayıtsız şartsız lideri olduğunu açıkça ortaya koydu. Bu cephe nereye gidecekse, Öcalan’ın onayını alacaktır. Öcalan’ın siyaset dünyasındaki sözcüleri de yeni kurulan BDP olacaktır. Cephenin vurucu gücü de PKK’dır. Bu durumu dikkate alarak yeni bir çalışma veya pazarlık yöntemi saptamak gerekiyor. Devlet Öcalan veya PKK ile pazarlık edemeyeceğine göre, başka bir yaklaşımla ortaya çıkılacak demektir.

Birand, bu yazısını DTP’lilerin Abdullah Öcalan’ın emri ile istifa etmekten vazgeçmelerinden sonrası gelişmeler ile bağlantılı olarak yazmıştır.

Abdullah Öcalan Kürt örgütlerine karşı devlet tarafından görevlendirildiğini defalarca ifade etmesine rağmen, devlet’in parası, silahları ve adamları aracılığı ile bu işi yaptığını açıklamasına rağmen, ‘Kürt lideri’ oldu. Abdullah Öcalan’nın yaptıklarını başarmasının en önemli faktörlerinden biri de Türk medyasıdır.

Birand’ın yukarıdaki paragrafı göründüğünden daha fazla şeyi içeriyor. Açalım.

Tez: Öcalan, Kürt milliyetçiler cephesinin kayıtsız şartsız lideri’dir.

Bu tez saf hali ile geçersiz bir tezdir. Çünkü Abdullah Öcalan hiçbir zaman Kürt milliyetçisi olduğunu söylememiştir. Örgütü ve örgütleri de Kürt milliyetçisi değil. Ne programlarında milliyetçilik var, ne de yaptıkları iş milliyetçiliktir. Öcalan’ı destekleyenler onu milliyetçi görmüyor. Öcalan daha düne kadar Kürt’lere ‘ilkel milliyetçi’ diyordu, milliyetçiler’in sesi çıkmaya başladığı için gizli konuşuyor. M. Ali Birand bunu bilmeyecek kadar basiretsiz değil. Zaten yazı’nın tamamı ve paragaraf’taki tezi saf halı ile ele aldığımız zaman, tezi destekleyen hiçbir argüman yok, karşı argüman da yok.

Ama tezin düzeltilmiş hali için argüman ve karşıt argümanlar vardır. Onun için tez şöyledir:

Abdullah Öcalan Kürt milliyetçilerinin kayıtsız şartsız lideri olmaldır.

Abdullah Öcalan’ın milliyetçilere kayıtsız şartsız lider olabilmesi için bazı şeylere ihtiyaç var.

Birand yazıyor:
Öcalan’ın siyaset dünyasındaki sözcüleri de yeni kurulan BDP olacaktır. Cephenin vurucu gücü de PKK’dır.


Konu ile ilgilenenler bilir; Abdullah Öcalan ‘açılım’ın ilk döneminde, bir görüşme notunda, kendisinin silahlı güçlerin’in olması gerektiğini söylemişti.

Öcalan’ın bu talebi Türk devleti’nin bir çıkmazıdır.

Çünkü Abdullah Öcalan’ı silahlı güçleri olmadan kurumak, lider yapmak, iş yaptırtmak mümkün değil. Bunu hem Abdullah Öcalan, hem de Türk devleti yetkilileri bilir. Halbuki Kürdistan’da Kürt ulusal mücadelesinin emrinde olmayan her silahlı güç, istikrarsızlığa neden olacaktır. Bir uzlaşma noktası olarak, PKK’nin silah kullanmaması ve Türk devlet’i silahlı güçleri’nin de ‘normaleşmeye’ doğru gitmeye başlamasıdır. Normalleşme açılmaya değer bir kavram ama şimdilik kavram olarak bırakıyorum.

Türk devleti’nin resmi olanın dışında, yani Öcalan’a bağlı, silahlı güçlere sahip olması, ABD tarafından da çok makul kabul edilmez. Halbuki Türk devleti, PKK aracılığı ile tamamen kendine bağlı silahlı bir güç oluşturmak istiyor.

M. Ali Birand’ın söylediği, Türk devlet’inin eski politkasının devamdıır. Yani Abdullah Öcalan’ın eskisi gibi açık planda, Kürt’leri oyalayan siyasi partisi, BDP’si olacak ve Kürt’leri kontrol’de tutmak, baskı altında tutmak için de, PKK’si, yani silahlı güçleri olacaktır.

Birand’ın KCK değil, PKK’yi silahlı güç olarak tanımlaması oldukça ilginçtir. PKK daha önce feshedilmişti. Gerçekt’te var olduğu şüpheli. Ama Birand’ın yazdıklarından, kurulacağı ve güçlendirlmeye çalışılacağını anlamak gerekiyor. PKK’nin şimdilik bir Internet sitesi vardır.

Birand’ın ‘cephe’ kelimesini kullanması da ilginçtir. Cephe örgütler ittifa’ğından meydana gelir. O zaman PKK’nin silahlı güç olarak, farklı güç ve örgütleri temsil edeceği anlamına mı geliyor? Bu cephe kimler arasında kurulacak?

Birand, Abdullah Öcalan’ı ‘milliyetçilerin’ lideri olarak tarif etmesi, bir analiz’in sonucudur. Uzun bir süredir, Kürt’ler arasında milliyetçiliğin yükseldiği iddia ediliyor. Batılı bazı gözlemciler de bu kanıda olduklarını yazdılar. Türk medyası da bunu dile getiriyor. O halde Abdullah Öcalan’ı ‘Kürt milliyetçi’lerine lider’ yapmak, düşünülmüş, üzerinde çalışılmış bir politik tutumdur diyebiliriz.

Eğer M. Ali Birand devlet politkasını doğru anlamış ise, Reşadiye olayı, DTP’nin kapatılması, siyasi yasaklılar’ın seçimi ve en son yaklananlar anlam kazanıyor.

M. Ali Birand yazısının bir paragrafında şöyle yazıyor:

- Son gelişmeler, PKK’nın günlük yönetiminin sanıldığı gibi tek merkezli olmadığını gösterdi. Örneğin, DTP’nin atacağı adımlar konusunda, Avrupa farklı, Kandil ve Öcalan da birbirlerinden farklı düşünüyorlardı, ancak sonunda İmralı’nın dediği oldu. Bu örgütün son derece karmaşık yönetimi var. Bu durum da, atılacak adımlar, uygulanacak politikalar açısından önemli sorunlar yaratacaktır.

İşte Birand’ın bu tesbiti ile siyasi yasaklılar, yakalanalar, muhatap olmaktan çıkarılıyor. “Öcalan’ın siyaset dünyasındaki sözcüleri” tekleştiriliyor ve kontrol altına alınıyor. DTP içerisinde, devlet politkasına, yani Abdullah Öcalan’a karşı tutum alabilecek olanlar saf dışı bırakılıyor. Avrupa ve Kandil’in Türkiye’deki etkileri engelleniyor ve her şey Abdullah Öcalan vasıtası ile devlete bağlanıyor.

Şimdi bu strateji’nin Kürt’ler için ne ifade ettiği ve ne kadar geçerli olabileceğine bakalım.

Abdullah Öcalan gibi yeminli bir Kürt düşmanı’nı, bu işte kullanmak her şeyi ifade ediyor ve Kürt’ler için hayırlı olmayacağı’nın garantisidir.

Bu strateji; Kürt’lere açık bir düşmanlıktır. Kürt’leri yok saymak ile eşdeğerdir. Kürt ulusal harekti’nin şimdiye kadar olduğu gibi, bundan sonra da bastırılması ve yok edilmesi hedefi anlamına gelecektir.

Bu strateji sadece, Kürdistan’ın kuzeyi değil, güneyi ve doğusu için de düşmanlık anlamına gelecektir. Çünkü Türk devleti kontrolündeki, Kürt’ler adına kurulmuş bir silahlı güç Kürt’ler arası ilişkileriğ düzeltemez, bozar. Kürt’ler ile Türki’yenin ilişkilerini düzeltmez, bozar.

Bu strateji’yi uygulamak ve başarılı kılmak mümkün mü?

Bu starteji’nin uygulnaması oldukça zordur.


    Türkiye’deki koşullar elverişli değil
    Uluslar arası koşullar elverişli değil
    Türk devleti kurumlarının bu strateji üzerine anlaşması oldukça zor
    Devlet kendi içerisinde bir politkayı bellirleme olanaklarına sahip değil
    Kürdistan’ın güneyindeki faktörler bu starteji’nin uygulanmasına müsait değil



Bu starteji’den söz edilmesi ve bu hali ile bile bir takım gelişmelere neden olacaktır.

DTP veya yeni adı ile BDP saflarında ayrışmalara neden olabilir, Qandil’de ayrışmalara neden olabilir.

Devam edecek.

Aralık 2009