| |
| 2009-12-24 05:11 |
| Ey Kürt milleti dostlarını tanı – M. Ali Birand (I) |
| Mewla Benavî |
| benavime@hotmail.com |
|
Mehmet Ali Birand Kürt “dostu” bir ‘mutlu türk’tür. Abdullah Öcalan ile ilk röportajı yapan Türk gazetecidir. O röportaj, Abdullah Öcalan’ın yolunu açmıştır. Aynı zaman’da Türk devlet’inin PKK çevreleri üzerinde tam hakimiyetinin ifadesi de olmuştur. İşte bu Kürt “dostu” gazeteci, aldığı yeni bir ilham ile, Kürt milliyetçilerine lider yaptığı, Abdullah Öcalan ile müzakerelerin resmen başlaması gerektiğini söylüyor.
M. Ali Birand Abdullah Öcalan ile haziran 1988 yılında görüşmüştü.
1988 yılı Kürt’lerin bir kara yılıdır. Enfal sonuçlanmış, 200 000 yakın Kürt gazlanmış, canlı olarak toprağa gömülmüş, 100 000 bine yakın Kürt, sınırı geçerek Türkiye’de esir kamplarına konulmuş, bir o kadarı İran’da kamplara konulmuştu.
Kürdistan’ın güneyindeki Kürt ulusal hareketi Kürdistan’ı terk etmek zorunda kalmıştı. Kürdistan’ın doğusunda da Kürt ulusal mücadelesi, hareket edemez hale gelmişti.
Kuzeyde ise 12 eylül’ün beslemesi PKK, envai çeşit uluslar arası güçlerin desteğini de alarak, Kürt ulusal hareketini her taraftan hançerliyordu. 1988 sonrası süreçte, Kuzey Kürdistan’da değil, binler milyonlarca Kürt intikamcı çeteler tarafından telef ediliyordu.
1988 sonrasında PKK; Suriye sınırından, İran-Irak sınırının son noktasına kadar uzanan dağlar silsilesine yerleşmtirilmişti. Kürt silhalı direnişinin kalbi bu dağlar, Kürt düşmanı güçlerin ayak basamadığı bu dağlar düşman güçlerin eline geçmişti.
Artık, Kürt’ler hesaba katılacak bir güç olmaktan çıkmıştı. M. Ali Birand böylesi şartlar’da Abdullah Öcalan’a gitmişti. Bu koşullar’da Öcalan kendi gerçeğinini, PKK gerçeğini anlatma’nın artık tehlikeli olmadığını söylüyordu.
Artık ajanların PKK’yi kurduğunu açık açık ifade ediyordu.
İşte Kürt ‘dost’u M. Ali Birand böyle bir dönemde Abdullah Öcalan ile görüşmeye gidiyor. Amma nasıl bir gidiş.
Gidişi, Abdullah Öcalan’ın, o zaman, en yakın adamı, Hüsseyin Yıldırım, M. Ali Birand’ın Brüksel’de beklediğini ve her an gidişe hazır beklediğini yazıyor. Sanki Yaser Arafat ile görüşecek ve yeri, mekanı, görüşme saatı belli değilmiş.
Hüsseyin Yıldırım M. Ali Birand’ın bir fotografçı ile birlikte gittiğini ve Bekaa’da Abdullah Öcalan ile karşılaşmayı şöyle anlatıyor:
”Eğitim gören arkadaşlardan biri yanıma gelerek yavaş bir ses tonuyla: ‘Abi biz bu fotoğrafçıyı Beyrutta vurmak için günlerce uğraştık. Bu fotoğrafçı çok tehlikeli bir ajandır. Şimdi başkan sarılmış öpüyor. Bu nasıl iş?’ ”
İş’i Hüsseyin Yıldırım şöyle yazıyor:
”Teybini açarak, ‘Apdullah Bey, ben ülkemi çok seviyorum. Ülkemin bölünmesini istemiyorum. Sizin bir çok söylem ve pratiklerinize de katılmıyorum. Ama ben bir gazeteciyim. Söylediklerinizi gazete kapsamı ve kanunların elverdiği ölçüde çarpıtmadan yayınlıyacağım’ dedi. Öcalan gözlerini tavana dikerek, ‘biz yanlış anlaşıldık. Bağımsızlık diye bir istemimiz yoktur’ dedi.
M. Ali Birand’ın röportajının canalıcı noktası; PKK’nin bağımsızlığı savunup savunmaması değil. PKK’nin programında zaten bağımsızlık talebi yok. Bunu hem M. Ali Birand biliyor, yanındaki fotoğrafçı biliyor ve herkes biliyor.
Bilinmeyen şey; Kürt’lerin PKK içerisindeki gücüdür ve Abdullah Öcalan Kürt’lerin hiçbir güçlerinin olmadığını ilan etmekte sakınca olmadığını, M. Ali Biranda söylüyor. Kürt’lerin ‘adam olmadık’larını açık açık söylüyor ve yazın diyor.
Abdullah Öcalan söylüyor ve Hüsseyin Yıldırım yazıyor:
Birandın gözleri parladı. Sevinçle ‘Aptullah Bey bu bir strateji değişikliğidir. Merkez Komitenizden, Polit Büronuzdan onay aldınız mı?’ dedi. Öcalan bir kahkaha atarak : ’Merkez Komite, Polit Büro diye bir yapılanmamız yoktur. Oluşturmaya çalıştık, yürümedi. PKK benim yönetimimde gelişen bir harekettir. Kürtlerden adam çıkmıyor. Ben söylüyorum uygulayan adam yoktur’ dedi.”
Ve iş devam ediyor:
”Öğlen yemeğinden sonra, Öcalan amacını gizlemeden açıkça ortaya koyuyordu. ‘Ben, PKK yi Çubuk Barajında o ağacın altında kurdum’ dedi.
”Birand: ‘O toplantıda olanlardan şimdi kim var yanınızda?’ dedi.”
”Öcalan: ‘Kimse yoktur. Zaten onlar bu davanın adamları değildi’ ”
İşte bu iş böyle bir iş.
Abdullah Öcalan’ın ‘yanında olmayan’ların hangi dava’nın adamı olduklarını merak etmedin mi M. Ali Birand?
Hangi dava’nın adamları olduğunu bildiğin için mi Abdullah Öcalan’ı kadiri mutlak görüyorsun?
Fakat Hüsseyin Yıldırm’ın yazdıklarına bakılırsa, ‘dava’ içinde dava vardır.
Hüsseyin Yıldırım şöyle yazıyor:
Başladı anasını babasını anlatmaya. Yedi yaşında nasıl devrimci olduğunu, güvercinin kanatlarını nasıl yolduğunu, köpeği nasıl taşladığını anlattı. ‘Anam hep intikamımızı al diyordu’.
Sence Abdullah Öcalan’ın anasının düşmanları kimlerdir?
Birkaç yıl önce Ergenekon’un tehditlerinden kaçarak Avrupa’ya gittin.
Eğer Abdullah Öcalan ve arkasındaki güçler söylediğin gibi güçlenirse, değil Avrupa’da, dünyan’ın hiçbir yerinde barınma olanağın olmaz.
Onun için Kürt’ler ile ilgili yazmadan önce bir kez değil, bir çok kez düşünüp yazman daha isabetli olur.
Devam edecek
Aralık 2009 |
|
|