| |
| 2009-12-19 04:31 |
| Apocu hareket demokrasi’yi engelleyicidir |
| Mewla Benavî |
| benavime@hotmail.com |
|

DTP’nin kapatılması hayırlı bir işe vesile olabilirdi. Türkiye’de demokrasi’nin gelişmesine, en azından demokratik bir adımın atılmasına, yardımcı olabilirdi. Ergenekon’un oyununa gelen AKP, durumu iyi kullanamadı ve sonuç; statükocu güçlere yaradı.
Apocu hareket, Türkiye’de demokrasi’nin gelişmesine yaramamıştır. Gelişme ve olayların sonucuna baktığımız zaman bunun böyle olduğunu görürüz.
Halbuki bu derece geniş halk desteğine sahip bir hareket, Türkiye’yi demokratikleştirebilirdi. Hareket’in “demokratikleştirme” gibi açık bir hedefi olmamamasına rağmen bu gerçekleşebilirdi.
2000 sonrasında bunu gerçekleştirmek daha fazla mümkündü, çünkü uluslararası koşullar buna elverişli idi—Gerçi 1991 sonrasında, Saddam’ın sınırlandırılması sonrasında da, bunu yapabilirdi—Ama öyle olmadı ve tam tersine, PKK statükocu güçlerin yedeği gibi işledi ve Türkiye’nin demokratikleşmesini engelleyeici bir faktör oldu.
Bunun en önemli nedeni, PKK liderliğinin Kürt milleti adına ortaya çıkımış gibi tanınmasına rağmen, milliyetçi ve yurtsever olmamasıdır.
Son yıllarda, Kürt Ulusal Hareketi, Türkiye’de koşulların normalleşmesi, demokrasinin gelişmesini, sadece söz ile değil, tutumları ile de beyan etmiş olmasına rağmen, statükocu olmayan güçlerin de hedefi olmaktan kurtulmamıştır.
Türkiye’deki liberal-demokrat çevrelerin bir kısmı hala bunu anlamamıştır. “Birliğin ve bütünlüğün” garantörü gördükleri kemalist PKK yönetimini, Kürt Ulusul Hareketine karşı desteklemiştir. Bu tutumun sahipleri, gerekçeleri farklı olsa bile, ergenekoncu-statükocu güçler ile ortaktır. Bu konuda Ahmet Altan ile İlker Başbuğ arasında önemli bir fark yok.
AKP durumu daha sağlıklı değerlendirme olanaklarına sahiptir. Dönem dönem düzgün tutum almaya çalşmiş ise de, berrak bir düşünceye sahip olmadığı için, statükocu, özellikle liberal-statükocu, demokrat-statükocu kişi ve güçlerden etkilenmiş ve gerekli adımları atmamıştır.
Halbuki demokrasi güçlerinin militan tutum alabilmeleri gerekli. Kısa vadeli politik adımların yanında uzun vadeli, stratejik politikaları hesaplayabilmeli. Uzun vadede çok verimli olabilecek politikaları günlük politikalar için harcamamalı.
Türkiye’deki demokrasi güçleri Kürt Ulusal Hareketi’nin desteğini kazanmalı. Kürt Ulusla Hareketi’nin desteğini almadan demokrasiyi geliştirme’nin mümkün olmadığını anlamalı. Ergenekon tersini çok iyi anlamış ve demokrasi güçleri de doğrusunu anlamalı.
Şimdi DTP’nin kapatılması sonrasına bakabiliriz.
DTP’nin kapatılması AKP’nin istediği bir şey değildi. Türkiye’de demokrat, liberal çevrelerin de istedikleri bir şey değildi. Çağın gerisinde kalmış bir anayasa ve o anayasanın bekçisi olan Anyasa Mahkemesi ve diğer bazı güçlerin insiyatifi ile kapatıldı DTP.
DTP kapatıldıktan sonra DTP’li milletvekilleri toptan parlamentodan istifa etme kararını aldılar. Ama ikilem içerisinde idiler. Biraz nazlandılar ve kararı geri aldılar. Türk devleti, bütün kurguyu istifa etmememe üzerine kurmuştu ve öyle oldu. Kürt’lerin bir şey yapamaz olduklarını tekrar gösterme zamanı gelmişti. Bunu tescil ettiller.
Kapatılma sürecinde PKK çevrelerinde iki ayrı tutum bellirdi.
1-Murat Karayılan’ın ifade ettiği; DTP’li milletvekillerin tümden istifa etmelerini salık veren tutum.
2-Abdullah Öcalan’ın, DTP’nin kapatılmasının önemli olmadığı ve DTP’li parlamenterlerin başka bir partide devam etmesi gerektiğini bilidiren tutum.
1. tutum Kürtler kuvettir tutumudur. 2. tutum Kürt’ler boştur tutumudur. 1. tutum direniş tutumudur. 2. tutum teslimiyet tutumudur. 1. tutum demokrasiyi geliştirme tutumudur. 2. tutum statükoyu kuruma tutumudur. 1. tutum geliştiren tutumdur. 2. tutum gerileten tutumdur. 1. tutum kazandıran tutumudur. 2. tutum kaybettiren tutumudur. 1. tutum özgürleşme tutumudur. 2. tutum kuyruğa takılma tutumudur.
1.görüş; statükonun en önemli kalesi olan anayasa mahkemesini, demokrasi sürecinin önündeki en önemli engel olan yasalarda bir gedik açacaktı. Parti’lerin kapatılması yasasını değiştirecek ve daha normal bir hale getirecekti. Türkiye’deki demokrasi güçleri, ilk defa, 12 Eylül yasalarını demokratik güçlerin mücadelesi ile aşacaktı.
Diyarbekir’deki sivil kurumların aldığı tutum da gerici bir tutum olmuştur. DTP’lileri istifa etmemeye teşvik etmişler. Gerçi teşvik etmezseler de istifa etmezlerdi çünkü; Abdullah Öcalan, yani Türk devleti istifa etmelerini istemiyordu.
Demokrasi yanlısı güçlerin tedirginliklerinin haklı tarafları var. Ama başka formülleri de teklif edebilirlerdi. Mesela 19 yerine 15 kişi’nin istifa etmesini teklif edebilirlerdi. 15 kişi istifa etseydi AKP rahatlar ve DTP’lilerin elinde her zaman kullanabilecekleri bir araç kalırdı.
Ama statükocu güçler’in istediği oldu. Statükocu güçlerin “şamar oğlanı” partiler; gelecek tokata diğer yüzlerini çevirdiler ve yeni tokatı bekliyor. 8. parti’ye kapatılmak üzere girdiler.
Bu durum, Kürt’lere hiçbir şey kazandırmaz, Türkiye’ye hiçbir şey kazandırmaz. Nasılki 6. Partinin kapatılması, 7. sinin kapatılmasını engellememiş ise, 7. sinin kapatılması da 8. kapatılmamasının garantisi değildir.
Kürtler açısından bu büyük bir kayıptır. Bir noktada sürece dur demeleri gerekliydi. Koşullar son derece elverişli idi ve süreci ters çevirebilirlerdi.
Ama Abdullah Öcalan ve Ergenekon’un Kürt’leri kontrol altında tutma planına uygun şekilde gelişti.
Türkiye’li liberal ve demokrat’lar, AKP ve diğerleri, açık bir şekilde Ergenekon ile işbirliği yapmıştır. Kürt Ulusal Hareketi’ne karşı Abdullah Öcalan ile ittifak kurmuştur.
DTP’li milletvekilleri de bunun birinci dereceden sorumlularıdır.
Demokratik alan mücadelesinin kapatılmış olması, başka türden mücadele metodlarını zorunlu kılabilir.
Eğer Kürt milleti yok olmamışsa, bunun böyle kolay olmadığını görecekler. |
|
|